
Sizi etkileyen bir filmin sonunda ya da heyecanla oynadığınız bir oyun bittiğinde ne hissedersiniz? Tadı beyninizde kalır mı? Sizi gerçekten etkilediyse kalır, uyuyamaz ve üzerinde dakikalarca düşünürsünüz. Hatta, rüyanıza girer ve gördüklerinizi kafanızda şekillendirerek tekrar yaşarsınız. İşte bir film, bir oyun ve kendi isteklerinize göre yoğurdunuz rüyalarınız bir arada olsa ilginç bir deneyim olurdu diyorsanız, Heavy Rain’le en kısa sürede tanışmalısınız…
Heavy Rain üzerine, oyunun karanlık havasının tersine, çok parlak tanıtımlar yapıldı. Sonuçta PS3 için exclusive bir oyundu ve böyle olmalıydı. Bu da ister istemez insanlarda, iraz fazla mı abartılıyor düşünceleri yarattı. Bende ise, daha önce QuanticDream’in ilk oyunu olan Fahrenheit’i oynamış biri olarak gerçekten büyük beklentiler yarattı. Peki bu beklentilerimi karşıladı mı? Yüzde yüz olmasa da evet.
İncelemeye önce teknik ayrıntılarla başlayayım. Oyunu PS3’ümüze ilk taktığımızda 225 mb’lik bir patch indirmemiz gerekiyor. Bu durumla, ne kadar nefret etsem de, son dönem oyunlarda çok fazla karşılaşmaya başladık. O yüzden sineye çekiyorum artık. Bu patch’i indirip kurduktan sonra, 20-25 dakika kadar bir yükleme gerçekleşiyor. Bu süreçte sıkılabileceklere, yanlarına bir parça kağıt almalarını öneririm. Çünkü yükleme ekranında, nasıl origami yapacağınız adım adım anlatılıyor. Yükleme sürecini eğlenceli geçirmek için, zevkli ve yaratıcı bir çalışma olmuş. Yüklemenin ardından, oyunun zorluk derecesini seçebileceğiniz, altyazı tercihi yapabileceğiniz ve ekran parlaklığını ayarlayabileceğiniz bir ekran geliyor. Sırf Heavy Rain için PS3 almadıysanız ve game pad’le oyun oynamaya alışkınsanız zorluk derecesini yüksek tutmanızı tavsiye ederim. Oyunun oynanabilirliği zaten çok yüksek, zorluk derecesinin yüksek olması da oyunun heyecanını daha da arttırıyor diyebilirim. Bunların dışında oyun öncesi yapabileceğiniz fazla bir ayar da yok. “Kontrolleri bilmiyorum, nasıl oynayacağım” diye de söylenmenize gerek yok. Oyun içinde select tuşuna basarak bütün tuş fonksiyonlarını ve nasıl kullanacağınızı ayrıntılı olarak görebilirsiniz. Oyun öncesi tüm teknik detayları hallettiyseniz, artık “New Story” diyerek oyuna başlayabilirsiniz.
Oyunun ilk incelemelerini okuduysanız, Heavy Rain’in klasik bir oyun mantığından farklı olduğunu, o yüzden yaklaşımınızın farklı açılardan olması gerektiğini birçok kez görmüşsünüzdür. Bu görüşe kesinlikle katılıyorum. Heavy Rain klasik bir “oyun” değil. İnteraktif bir deneyim. Oyununun oynanabilirliğini de bu açıdan değerlendireceğim.
Oyun güzel, renkli, cıvıl cıvıl bir prologue’la başlıyor. İlk bölüm, biraz da eğitim bölümü havasında. Bu bölümde, hem game pad’i oyunda nasıl kullanacağınızı öğreniyor, hem de oyuna ısınıyorsunuz. Burada kontrollerin ne kadar hassas olduğunu ve en ufak bir hareketinizin bile karakterinizi etkilediğini göreceksiniz. (Örneğin; portakal suyu kutusunu hızlıca kafasına diktiğinizde, karakterinizin öksürmesi gibi) Bu kısa prologue’un ardından da, görsel bir şölen niteliğindeki açılış jeneriğiyle oyun “gerçekten” başlıyor.
Heavy Rain’e “interaktif film” sıfatını yükleyen en önemli özellik ise diyaloglar. Farklı sahnelerde seçeceğiniz her farklı diyalog oyunu farklı bir yöne, farklı bir sona sürüklüyor. O yüzden oyunda, reflekse dayalı aksiyon oyunlarında verdiğiniz tepkiler gibi tepkiler vermemenizi tavsiye ederim. Yoksa oyunda “istediğiniz” gibi bir karakter olamayabilirsiniz…
Bu noktada, oyunun ilk lansmanından bu yana çok iddialı olduğu grafiklerine değinmek istiyorum. İlk bakışta karakter animasyonları çok başarılı. Yaptıkları hareketler, yürüyüşleri ve özellikle de karakterlerin yüzlerindeki ayrıntılar oldukça iyi. Bölüm aralarındaki yükleme ekranlarında, karakterlerin yüzlerinin ne kadar iyi yapıldığını görebiliyorsunuz. Her ne kadar, gözlerdeki duyguyu grafiksel olarak vermek çok zor olsa da, Heavy Rain bu konuda da iyi iş çıkarmış. Ama genele baktığımızda bir “devrim” görmek biraz zor. Arka plan kaplamaları ve ayrıntıları zayıf. Zaman zaman oluşan bug’lar ve karakterlerin gerçek dışı hareketleri (Örneğin; öpüşme sahnesinde iki duvar öpüşüyormuş hissi duyabilirsiniz) ister istemez can sıkıcı oluyor. Ama şunu da belirtmem gerekir ki, Madison Page sayesinde (aslında grafikler sayesine oluyor, ama neyse) ilk kez sanal bir karaktere, gerçek dünyada aşık olabilirsiniz…

Her ne kadar grafikler, bende az da olsa bir hayal kırıklığı yaratsa da, kendi prensibim olan “oynanabilirlik ne kadar iyiyse, grafikler o kadar ikinci planda kalır” düşüncesiyle oyunun “oynanabilirliğinden” bahsetmek istiyorum biraz da. Sırf fps ya da third person tarzı oyunlardan hoşlanan biriyseniz, bu oyun size hitap etmeyecektir, bunu baştan söyleyeyim. Eski kurt, Adventure hastaları için de başta garip gelebilir ve eksikler bulabilirler, ama seveceklerini düşünüyorum. Her şeye açık olan ve farklı deneyimler yaşamak isteyenler için ise oyun eşsiz bir fırsat.
Oyuna başladığınız Ethan Marsh karakterini oynarken, gerçekten bir çocuk sahibi olmanın nasıl bir haz olduğunu tadabilir, Özel Dedektif Scott Shelby ile hep o hayalini kurduğunuz, etrafındaki gizemleri çözmede usta bir dedektif olabilir, Norman Jayden’la karşınızdakine FBI kimliği göstermenin hazzını yakalayabilir ya da Madison Page ile araştırmacı bir kimliğe bürünebilirsiniz. Her karakterin dünyasının ayrı bir havası var ve olaylar geliştikçe karakterlerin sahip olduğu kişisel özelliklerin yanında, vereceğiniz kararlarla oyun dinamik bir yapı kazanıyor. Otobanda heyecanlı bir kovalamaca içindeyken, bir sonraki bölümde kendinizi bir şüpheliyi sorgularken bulabiliyorsunuz. Girdiğiniz diyaloglarla karşınızdaki insanın hayatının sizin ellerinizde olduğunu hissetmek ise bambaşka bir duygu. Bir Fps oyununda leblebi gibi adam öldürüp hiçbir şey hissetmezken, bu oyunda bir insana silah doğrulttuğunuzda iki kere düşünüyor ve etkileniyorsanız, Heavy Rain istediği etkiyi sizde yaratmış demektir.

Heavy Rain’in etkileyici olan bir diğer yönü de, kaliteli bir “filmin” olmazsa olmazı, müzikleri ve ses efektleri. Karakterlerin seslendirmeleri, “karakterlerine” çok uygun ve kesinlike sırıtmıyor. Ses efektleri de keza, oyunun dinamikliğine eşlik etmeyi başarıyor. Özellikle de reflekse dayalı olan, doğru zamanda doğru tuşa basmanız gereken aksiyon sahnelerinde, müziklerle beraber efektler sizi oyunun içine çekmeyi başarıyor.
Oyundan şu ana kadar, genel olarak, olumlu bir havada bahsettim. Ama son sözlere yaklaşmışken oyunun eksi yönlerine değinmek istiyorum:
- Bence en önemlisi, bulunan ufak senaryo açıkları. Başka bir oyun olsa sineye çekilebilir, ama söz konusu Heavy Rain gibi 2000 sayfalık senaryoya sahip bir oyun olunca, bu biraz zor oluyor. Ufak da olsa, benim açımdan önemli olan bu senaryo açıkları oyuna en büyük eksi puanı getiriyor.
- Yine senaryoya bağlı olarak karakterlerin hikayeleriyle ilgili boşluklar var. Çıkacak dlc’lerle bu boşlukların dolacağı açıklandı, o açıdan güzel ama çıkacak dlc’lerin ana hikayeye etki etmeyecek olmasını ise ticari bir kaygı olarak nitelendiriyorum.
- Bazı bölümlerin (özellikle de geçmişe döndüğümüz bölümler), neredeyse Fahrenheit’daki muadilleriyle aynı mantıkta olması QuanticDream gibi yaratıcı bir ekibe yakışmamış. Çocuk karakterleri canlandırdığımız bölümde, bir an Fahrenheit oynadığımı sandım, o derece.
- Her ne kadar oyunun farklı sonları olsa da, klasik son için hikayedeki dönüş ve sürpriz gayet iyi. Ama “ufak” dediğimiz senaryo açıkları oyunun sürpriz sonunu baltalar nitelikte. Bu da, insanda ister istemez bir tatminsizlik duygusu yaratıyor ve “son anda bir şey daha olur mu acaba?” beklentisi içine sokuyor.
- Anlamsız grafik bug’ları ve kamera hataları bazen can sıkıcı olabiliyor. Ama oynanabilirliğin bu kadar yüksek olduğu bir oyunda bu sorunlar göz ardı edilebilir.
- Oyunun tarzı klasik bir adventure oyunundan çok farklı olsa da, biraz daha kafa yorucu bulmacalar eklenebilirmiş.
Sonuç olarak, oyun benim yüksek beklentilerimi yüzde 80 karşıladı. Bu durumu 100 üzerinden 80 puan olarak da değerlendirebiliriz. Her PS3 sahibinin mutlaka “deneme”si gerektiğini düşünüyorum. Her zaman hayallerinizi ve gerçekleri bütünleştirme şansına bu kadar yaklaşamazsınız çünkü…
Not: Olur da denk gelirse, oyunu Gta4 oynadıktan sonra oynamayın. Uyku hali pek hayırlı olmuyorJ

Teşekkürler. Oyunu bitireceğim diye dün sabahladım, iş arasında da yazıyı yazdım:) Bu yoğunlukta iyi çıktı.
Ben de edinmeliyim acilen bunu. Güzel incemele! Pek de hızlı oldu evet.