Karşılaştırıyoruz ama neden? « Hengame.net
Son Yazılara Bir Göz Atın:
Karşılaştırıyoruz ama neden?

Bir okurumuz bize kızmış.

“Yine yurt dışındaki bir işle Türkiyede ki kıyaslanmış. Bunu yapmaktan ne anlıyorsunuz bilemiyorum. Türkiyede olan bir işi aşağılamak size ne kazandırıyor! Karşılaştıracaksan Ogz ile level’i karşılaştır. Games Tm’yi nereden çıkarıyorsun!…”

demiş. Toprak Su isimli arkadaşımız. Bu eleştiriyi yaptığı için öncelikle teşekkür ederim. Zira hakarate varmayan eleştiri bir tartışmayı bir noktadan alır, başka bir noktaya taşır.

Ardından ben bu yazıyı yazarken Murat Korkut bir cevap yazmış:

“Bu arada yanlış anlaşılmasın ben bunu eleştirmiyorum. Oyungezer’i artık Level ile karşılaştırmanın anlamı yok, dağ taş biliyor Oyungezer’in daha kaliteli olduğunu. Ama OGZ’yi gidip PCGamer veya benzer dergilerle karşılaştırınca sönük kaldığı yerler çok. Bunları eleştireceğiz ki karşımıza daha iyi bir dergi ve daha kaliteli yayınlar çıksın.

Bir yayının daha iyi olmasını istiyorsanız önüne her zaman daha iyi örnekler koymalısınız ki, adamlar onu geçmeye kassın.”

Bu yorum için de teşekkür ediyorum kendisine. Şimdi kendi düşüncelerimi belirtmek istiyorum çok da uzatmadan.

Elimizin altında tonla kaynak var. Özellikle yabancı diliniz varsa ulaşamayacağınız şey yok internette. Bu nedenle dergicilik genel anlamıyla geleneksel medya büyük darbe yiyor bunu kabul ediyorum.

Ama sırf bu nedenle bu ülkede zayıf dergicilik yapılmasını kabul etmiyorum. Ben Level’ın devrim yaptık dediği sayısını okuduğum zaman devrim bu kadar kolay mı yapılıyor diye düşünmüştüm. Nitekim Level’daki düşüş paraşütsüz biçimde devam ediyor o günden bu yana.

Oyungezer ise bağımsız olduğu için herkesi cezbetti. Temiz yüzlü çocuklar dergi çıkartıyorlar. Doğan Grubu bunlara haksızlık yapmıştır kesin dedik. Biraz mazlumun yanında olma durumu oldu. Haklarını yemeyeyim samimi bir dergicilik yaptılar. Satışları yavaş yavaş arttı ve 12-15 bin arası bir yere oturdu. Bu sevindirici bir rakam ülkemiz açısından zira nice dergi 10 bin sayısını geçemiyor.

Türkiye’de milyonlarca oyuncu var. Çoğu korsan oyun alıyor. Ama korsa dergi diye bir konsept olmadığı için bu oyuncuların Oyungezer veya Level alacağını düşünürsünüz. Ama bakınca iki derginin toplam satışı 30 bin bile değil. Burada bir terslik var. Bu tersliği sadece okumayı sevmemize bağlamak büyük bir hata. Zira oyun oynayan kitle okumayı sevmiyor diye bir şey yok. Bu kitleden hareket eden ve başarılı olan yayınevleri var örneğin. Fantastik edebiyatın iyi örneklerini basıyorlar.

Oyun dergilerinin kitlelere ulaşma konusunda ciddi sıkıntıları var ve bu sıkıntının sebebini kendilerinde aradıklarına inanmıyorum.

Aralıklarla bu konuya değinen yazılar da yazacağım.

Ama konumuza geri dönersem, biz ülkemizdeki yayınları dünyadaki muadilleri ile karşılaştırmak zorundayız. Karşılaştırmadığımız gün bittiğimiz gün olacaktır. Zira keşke bu ülkede Edge, Games Tm, Game Informer tadında dergilerimiz olsa ve onların haklarını yurtdışına satmaya başlasak. Bu hedefe ulaşmak için başlangıç noktamız öncelikle onların seviyesine yükselmek olmalı. Bunun için herkesin üzerine düşen sorumluluklar var.

Bilinçsizce dergileri savunan fanboy olmak işin en kolay tarafı. Zira iki derginin forumları da bu arkadaşlarla dolu. Savunduğun yayını acımasızca eleştirdiğin gün o yayına gerçek katkıyı yapmış olacağımızı düşünüyorum.




  1. Toprak Su on Çarşamba 10, 2010

    Kalite arttırmak içinyabancı yapımlarla kıyaslanmak kabul edilebilir tabi ki. Bu durumda sadece dergileri değil internet sitelerini yabancı sitelerle kıyaslamak lazım. Bir dergi hazırlamanın zorlukları olmayan bu mecrada neden kaliteli bir oyun sitesi yok?

    Bence Türkiye çektiklerine rağmen çok güzel işler çıkarıyor. OGZ, hengame, televidyon bunlardan bazıları. Oyun oynama kültürününde yeni oturmaya başladığını düşünürsek bu yapımlar ileride daha iyi olacaktır.

    (Yinede yurt dışındaki birşeyi gösterip Türkiyede yapılan bir işe nedir bu denilmesini doğru bulmuyorum en azından kaldıramıyorum.)

  2. Murat Korkut on Çarşamba 10, 2010

    Level’ın neden 30.000 satmadığını inanın hiç sorgulamıyorum. Sanki hepsi aynı ağızdan çıkıyor gibi yazılmış duygusuz metinler, tek paragraflar iki sayfayı dolduran köşeler, kalitesiz oyun incelemeleri… Bence Level ekibi standartların bu kadar altında bir dergi çıkarıyorken yatıp kalkıp 10.000′i görebildiklerine şükretmeliler. Bu arada özellikle screenshot ve kötü sorular sorularla yapılan bir röportajdan ibaret olan Crysis sayısı için ne söyleyeceğinizi çok merak ediyorum

    Yabancı yayınlarıda takip eden bir oyunsever olarak Oyungezer ülkemizde takip edilmeye değer bulduğum tek oyun dergisi. Düzgün bir çizgileri ve her yazarın ayrı bir tarzı ve görüşü var. Bağımsız olmalarından olsa gerek zaman zaman bazı çalışmaları standartın altında kalıyor ve bu çok sırtıyor. Oyungezerin sevmediğim bir yanı da hiçbir zaman aybaşında çıkamıyor oluşları. Bağımsız olmaları reklam alırken veya baskıya giderken büyük ihtimalle önlerine bir çok sorun çıkartıyorlar ama bu riski göze alan insanların bunu da düşünmesi gerekirdi bence.

    Oyungezer bir PCGamer kalitesinde olabilir mi derseniz kesinlikle potansiyelleri var. Dergiyi sevmemin bir nedeni de yazarlarının oyun kültürünün içinde olmaları. Mesela Level Dergisinde Tuna Şentuna dışında Şefik Akkoç veya Fırat Akyıldız gibi isimlerin PES’ten veya aydan aya incelemeleri gereken bir oyundan öte oyun kültürü sahibi olduklarını veya çıkacak bir oyun için oturup heyecanlandırdıklarını düşünüyorum. Belki haksızımdır bilemem ama bu adamlar bana bu hissi veremiyorsa bir sorun var demektir. Oyungezer’de bütün yazarların PCGamer veya Edge’de olduğu üzere inanılmaz exper’ler olduğunu düşünmemekle beraber, çoğu zaman benim heyecanımı paylaşıyorlar.

    Oyungezer 30.000 satar mı derseniz ne yazık ki kaliteleleri ne kadar artarsa artsın bence o günleri göremeyeceğiz. Bu dergiden çok zaten okuma kültürü olmayan bir milletin orjinal oyun almaya değer vermiyor oluşundan kaynaklanıyor. Ben yaklaşık 10 yıldır sadece orjinal oyun alıyorum ve bundan gurur duyuyuroum. Çok zengin olduğumu falan sanmayın, sadece seçiciyim. Ve bu noktada oyun dergilerinin önemi büyük. Geçmişte sadece Edge ve PCgamer’a bakarak tercih yapardım şimdi Oyungezerin de görüşlerine dikkat eder oldum. Ben türümün sayılı örneklerindenim ama. Adam 6.5 lira verip dergi alacağına 10 lira verip korsan oyun alırken bu dergiler nasıl satacak kendilerini açıkcası bilmiyorum.

    Bu konuda Hengame.net gibi sitelere de önemli rol düşüyor bence. Oyun kültürü kavramını, bunun orjinal oyun alarak yatırım, kültür birikimi yapmaya değer bir hobi olduğunu oyunculara anlatmanız büyük önem taşıyor. Sadece Oyun dergilerinin on binlerce satması için değil, birbirinden bağımsız binlerce oyuncunun ortak bir şeyler paylaşmasını sağlamak içinde oyuncuların bu kültüre katılmaları önemli.

  3. Toprak Su on Çarşamba 10, 2010

    Level gibi zengin patron’un emrine göre çıkan bir dergiyi savunduğum sanılmasın.(Oyungezer iyi daha iyi olacak.)
    Oyunlarında Türkçe ve uygun fiyata çıktığında satacağı kanısındayım. 200 tl’ye yaklaşan fiyatlarıyla oyun almak oldukca güç. Ayrıca bu fiyatalar orjinal oyun almak isteyen oyuncuları yurt dışına itiyor.
    Ayrıca burada ikimizin dışında Oyungezer veya Level’dan da birileri bir şeyler yazsa. En azından herşey çok güzel olacak falan deseler.

  4. Philia Sportivo on Çarşamba 10, 2010

    Sevgili Toprak,

    Ben buraya Level’dan birisinin gelip yazacağına inanmıyorum. Oyungezer’den gelip yazarlar zira bu tip konularda çok hassaslar.

    Bir şey yanlış anlaşılmasın. Ben kesinlikle bu dergiler yansın bitsin kül olsun demiyorum. Tek derdim bir tüketici olarak daha iyiyi istemek. Bunun için bir şeyler yapmak. Bildiğim bazı şeyleri sizlerle paylaşmak.

    Hem böyle iyiyiz. Biz bize sıcak bir ortam oldu. :)

  5. siniradam on Çarşamba 10, 2010

    Keşke yazsalar habeleri var mıdır bilemiyorum.

  6. Ali Sezgin on Çarşamba 10, 2010

    Merhabalar,

    Öncelikle Blog’unuzu takip ettiğimi bilmenizi isterim. Ne yazık ki bireysel projlerimle boğuşurken çok ilgilenememiştim. İş yoğunluğunun arasında siteye göz atamamıştım. Yoksa çok daha erken cevap verebilirdim.

    Size anlatacaklarım sektör konusunda bildiklerimden ibaret olacak. Bildiğiniz üzere serbest yazarlardan biriyim ve derginin hazırlanışının bir Serpil, Tuğbek kadar içinde olamıyorum. Hata yaptığım veya bilinçsiz olarak dezenformasyona neden olduğum yerler olursa şimdiden affola.

    Türkiye’de bir oyun dergisinin tek başına 30.000 satıp satamayacağını, daha da önemlisi markalaşma ihtimali olup olmadığını sormuşsunuz ki iyi de etmişsiniz. 30.000 satmamızı elbette bende isterim ancak bunun için içinde bizlerinde dahil olduğu bazı şeylerin değişmesi gerekiyor. İster blog olsun ister dergi, oyuncu kültürünün olmadığı bir ülkede oyunlar hakkında yazı yazabilmek gerçekten göründüğünden daha zor bir iş. Hem sektörde hem de okuyucularımız arasında hiç orjinal oyun kullanmamış, oyunları 3-5 liraya aldığı vakit öldürme aracı olarak gören o kadar çok insan var ki… Siz bir insana 20 liraya bile orjinal oyun aldıramazken, ondan gidip oyun dergisi almasını bekleyemezsiniz. Onun için anlamını olmamasını geçtim, kendi mantığıyla dergi alarak gerçekten zarar ediyor çünkü.

    Bana göre bir diğer önemli sorunsa internet cafe kültürünün geçtiğimiz yıllarda korkunç düzeylerde yaygınlaşması oldu. İnsanlar oyun denildiğinde PES’i anlıyorlar artık. Bir gün atari salonlarının yerini tamamen PES’ten ibaret olan bu gudubet yerlerin olduğunu söyleseler hayatta inanamazdım ( Bu arada zamanında delilercesine Quake, Battlefield oynadığımız yerleri ayrı tutuyorum.) Bizim boğuşmak zorunda kaldığımız diğer adamlarda bunlar. Bir internet cafe sahibinin duygusal düşünüp “Hadi bu gençlere oyun kültürü vereyim İco oynatayım zorla” demesini beklemiyorum elbette ama bu kadar da maddiyata bağlı olmamalılar bence. Kazancının bir kısmını belirli periyodlarla sistemlerini güncellemeye harcayan bir cafe elbette kar eder, ama 5-10 televizyon ve Ps3 alıp yıllarca yatmak varken bu kadar uğraşmak istemiyor kimse artık. Dürüstçe söylemem gerekirse, bugün iyi bir oyuncuysam ve oyunlara ciddi anlamda bağlılık ve sevgi duyuyorsam bunun tek nedeni atari salonlarıdır. Ben atari salonlarında gördüğüm oyunlar ve bunlardan daha fazlasını istemem nedeniyle bilgisayarlar ve oyun konsolları aldım. Gizli de olsa hayatımdaki en büyük motivasyonlardan biri hala budur.

    Konuyu çok dağıtıyorum farkındayım, o yüzden yavaş yavaş toparlayım. Burada yanlış anlaşılmasın, herşey için bilinçsiz oyuncuları suçlamıyorum. Bizim de fazlasıyla eksiğimiz var. Yapmak istediğimiz pek çok güzel şeyin önüne bir dönem hep bağımsız olmamız geçti. Bildiğim kadarıyla karşılıklı reklam değiştiğimiş LOG Dergisi dışında hiçbir yayına reklam veremedik mesela. Bunun haricinde, promosyon veren dergi kapitalisttir, diğeri değildir mantığını da kesinlikle kabul etmiyorum. Zaman zaman verebildiğimiz orjinal oyun, poster gibi promosyonları sürekli hale getirmek için belirli oranlarda kar etmemiz gerekiyor ve yakında o noktaya geleceğimizi düşünüyorum. Hiç reklam vermeden, kendine ait matbaası olmadan, oyun firmalara ve yapımcılara ulaşırken firmalarının adını kullanamayan bir dergi olarak bence kısa zamanda fazlasıyla yol kattettik. Doğrudan satış rakamı veremiyorum ama ilk başladığımızda 5000-7000 civarında satarken artık promosyonsuz sayılarımızda bile10.000-11.000 arası bir ortalama tutturmaya başladık ki bunun önemi büyük.

    Bir oyun dergisi, internet yayınlarının bu kadar gelişip, etkili hale geldiği bu dönemde başarılı olmak istiyorsa belirli bir çizgi yakalaması şart. Yanlış anlaşılmasın, zevkleri birbirine gıdım uymayan onlarca yazarın bir araya geldiği bir ortamdan bahsediyorum hala. Yine de çalıştığım herkesin oyunlara bir tutkuyla bağlı olduğunu söylemeliyim. Heavy Rain demosu çıktığında oluşan yaygarayı veya Bioshock 2′nin Steam’de açılmasını beklerken ürettiğimiz komplo teorilerini görmenizi isterdim. Gerçekten oyunları sevmeyen, oyunların yarattığı beklentiyi okurlarıyla paylaşamayan hiçbir yayının başarılı olabileceğine inanın ihtimal vermiyorum.

    Bir diğer sorunsa özel içerikler. İlk zamanlarda firmaları özel bilgiler ve screenshotlar için memo yağmuruna tutan adı sanı bilinmeyen o garip dergi zamanla daha tanınır hale geldi. Bir marka olmanın bu tarz önemli getirileri oluyor işte. Kendimizi örnek verdiğiniz EDGE dergisiyle bir tutamam henüz ama bu tür içeriklere ulaşmak için biraz da markalaşmak gerekiyor ki bu konuda doğru yolda olduğumuzu düşünüyorum.

    Bu arada olası imla hataları için şimdiden özür dilerim. Bu mesajı bölümümde proje arasında atmam gerektiği için hızlıca yazmam gerekiyor. Hatta şu an labaratuar kapatılacağı içinde bu mesajım yarım kalacak, fırsat bulunca kaldığım yerden devam edeceğim. Bu konuda sizden özür dilerim.

  7. Hakan Özgül on Çarşamba 10, 2010

    Merhaba,

    Sitenizi bende takip etmekteyim. Yazılarınızı okudukça sitenizin nasıl olabileceği hakkındaki umutlarım halen pozitif yönde. Bu yüzden yazılarınızın gittikçe sertleştirdiğinizi görmek, eleştirisel bakış açınızı umarım gittikçe iyi yansıttığınızın göstergesidir, çünkü bu eleştirisel yaklaşımızı eğer inceleyeceğiniz oyunlarda görmezsek açıkçası türkçe oyun sitelerinde kendi adıma yeniden bir hayal kırıklığı yaşayacağım. Umarım kendinizi sevdirmek adına eleştirisel bakış açınızı “yontmazsınız”.

    Konuya dönecek olursam, yazınızı ve daha önceki yazılarınızı da okudum. Açıkçası sanırım bu işe ucundan olan herkes size aynı cevabı verecek: Türk Oyuncu Profili iyi seviyede değil. Bunu tartışmak bize birşey kazandırmayacağı için sorunun başka bir tarafından tutalım:

    Türkiye’deki oyuncu kitlesinin sayısını şu an tam olarak verebilecek bir kaynak bilmiyorum. Ancak Milyonlarca oyuncu içinden toplam “oyun dergisi” alan sayısının 30,000 olması açıkçası bir sorun, evet.

    Bu rakama bugüne kadar en çok yaklaşan dergi muhtemelen 100. sayısıyla LEVEL olmuştu ve takdir edersiniz ki, yılların verdiği tanınırlılıkla LEVEL, Türkiye’deki “okur-yazar” kitlenin içinde bir Marka olmuştur. Zira LEVEL’in bugün Oyungezer’den fazla satmasının sebebi budur.

    Oyungezer’in 2 sene içindeki en büyük başarısının sebebi sizin de belirttiğiniz gibi bağımsız olmasından veya mazlumu oynadıklarından olmadığını düşünüyorum. Ben Tuğbek’in, Sinan’ın, Serpil’in veya eski LEVEL’deki kimsenin yıllarca emek verdikleri dergiden ayrılmanın verdiği hüzün dışında bir duygusal ortam yarattıklarına raslamadım.

    Eğer Oyungezer’in sizin belirttiğiniz nedenlerle bir başarısı olsaydı bir tepki hareketi sonucunda olur, satışlarda bir dalgalanma yapar ancak zaman içerisinde hiçbir şeyi değiştirmezdi ve Oyungezer sönen bir balon gibi zamanla dibe vururdu. Ancak Oyungezer grafikleri aşağıya değil, yukarıyı gösteriyor.

    Bu yüzden derginin kalitesinin ve Internet üzerindeki aktif varlığını bu kadar küçümsememeniz gerektiğini düşünüyorum.

    Nereden hatırlıyorum bilmiyorum ama, kitlelere ulaşma konusunda ciddi sıkıntıları olduğunu söylediğiniz Oyun dergilerinin her bir tanesini kaç farklı kişi oluyor bir bilginiz var mı? Benim hatırladığım kadarıyla zamanında bir LEVEL’i okuyan farklı kişi sayısı üçtü. Ben hatırlıyorum zamanında ortaokul harçlığını bir ay arkadaşlarımla biriktirdiğiz parayla bir PC Gamer alıp, o dergiyi 4 arkadaş okurduk. Ufak bir matematik yapsanız katlanarak artan bu okunma oranı, şu soruyu beraberinde getiriyor: kitlelere ulaşma konusunda sıkıntısı olan oyun dergileri mi var, yoksa dergi satma konusunda sıkıntısı olan mı?

    Bir de satılsa bile okunmayan oyun dergileri var, orası da apayrı bir konudur.

    Bu ülkenin ailevi yapısı ve ekonomik imkanları da ne yazık ki homojen olmadığı için, “ben böyleyim, sen şöylesin veya onlar öyle” demek sadece sahanda su dövmek olacaktır.

    Bu ülkede dünya çapında profesyonel oyun dergisi olarak çıkan dergiler şunlar:

    PC Gamer
    EGM
    LEVEL
    Oyungezer

    Bunlardan sadece Oyungezer’in uluslararası isim hakkı bir Türk firmasına ait. Oyungezer isminin uluslararası anlamda birşey çağrıştırmadığını -marka olarak- da hesaba katarsanız, Oyungezer markasının ihracı oldukça zor.

    EDGE(kişisel favorim), Game Informer gibi dergileri aylık olarak takip eden kişiler olarak yahu bu dergilerin seviyesine neden gelmiyoruz yahu, diye sorduğunuzda size diyebileceğim şey şu olacaktır:

    EDGE olsun, Games TM olsun, Game Informer, PC Gamer UK(US değil, US versiyonu tü kaka) olsun kendi başarı formülleri vardır. Başarılı olmalarının sebepleri her birinin farklıdır.

    EDGE, Dragon Age gibi bir oyunda 5,5/10 verebilecek kadar cesur bir dergidir. Bu cesur tadı, kapaklarından tutun, tasarımlarına kadar her yerde görebilirsiniz.

    Oyuncular gibi fanlığın dizboyu olduğu bir global toplulukta bu eleştirisel bakışı korumak ve satışları stabil tutmak her yiğidin harcı değildir. Emin olun, sitenizde oyun incelemerinizi daha geniş kitlelerle paylaştığınızda bunu tecrübe edeceksiniz.(yazının başında belirttiğim gibi)

    Konuya dönersek, Bir dergiyi, bir dergiye benzetmek kolay bir olgudur. PC Gamer yıllarca bu ülkede, aynı grafik tasarımla, çeviri olarak çıktı. Çoğu insan derginin büyük bir bölümünün çeviri olduğunu bilmiyordu.

    Bugün başka bir dergiye benzemek veya onun seviyesine gelmek değil, fark yaratmak önemli olan şey.

    Oyungezer’in bugüne kadar başardığı çoğu şey, 2 senelik bir dergiden beklenmeyecek şeylerdi açıkçası. Uluslararası alanda tanınmayan bir dergiden bahsediyoruz burada. Uluslarası alanda daha fazla tanındıkça Oyungezer’in içerik konusunda eline şimdikinden çok daha fazla fırsat geçecek.

    Şu an her an tansiyon yaratan rekabet de bunu daha da hızlandıracaktır tabi ki, ama asıl soru şu bence: Level ne zaman rakibini aşağıya çekmek yerine, sıçramayı deneyecek, asıl soru budur.

    Gecenin 5′i ve imla konusunda bu saatte pek başarılı olduğum söylememez. Şimdiden olası hatalar için özür diliyorum ve sitenize başarılar diliyorum.

  8. Philia Sportivo on Çarşamba 10, 2010

    Öncelikle sevgili Ali Sezgin ve Hakan Özgül’e zaman ayırıp cevap yazdıkları için teşekkür ederim. Her ikisi de oldukça faydalı yazılardı.

    Her zaman için ideali düşünerek hareket edilmesi gerektiğini düşünen bir insanım. Yani bir dergi çıkartırken ki bir tanesinin doğuşunda vardır hala o derginin parçasıyım, ideal olanı hedef koyup ona ulaşmak gerekir. Ama ilk günden o ideali yapamazsın diyen pek çok kişi çıkacaktır illaki. Zaten hedef ilk günden bunu yakalamak değil bir süre içerisinde bu noktaya gelmektir.

    Bu ideali içerik, tasarım, fiyat, promosyon vs. konularında koymak gerekir ve ona göre bir yol planı çizilir. Ben bunu her iki dergide de görmüyorum. Örneğin kağıt seçimi; Oyungezer ve Level gerçekten çok kötü kağıda basılıyor. Oyungezer’deki arkadaşlar bir ara bence biraz daha iyi olan ama çok tepki çeken ilginç bir kağıt bile denemişlerdi. Ama bence bu sıralar Oyungezer’in yeni bir kağıt denemesi lazım. Edge’in kağıdı örneğin. Dolu dolu gözüktüğü zaman okuyucu kitlesi artacak mı azalacak mı görmek adına. Ama bunu çok düşündüklerini zannetmiyorum. Hatta geçtim iyi kağıdı geri dönüşümlü kağıttan basıp çevreciyiz deseler bile bu büyük bir olay olur.

    Örneğin biz burada öncelikle oyunların ne kadar önemli anlatmaya ve insanları orijinal oyun almaya sevk etmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken deli gibi eleştirelim derdimiz yok. Zira bir sektörü şu an yapıldığı gibi sürekli eleştirirsen yarın o sektörün bitişini ağlayarak izlersin. Bindiğin dalı kesme durumu olur.

    Çok uzatmayacağım ama ben bu dergi eleştirilerini devam ettireceğim. Zira dergilerimize faydası dokunabileceğine inanıyorum. Ama hiçbir zaman bu eleştiri hakarete dönmeyecek. Fakat son bir şey daha söyleyeceğim:

    Oyun dergileri kendilerini sevdikleri kadar oyun sektörünün bütününü de sevmeliler. Ben Level’ın Aral’a deli gibi sallayan sayılarını hatırlıyorum örneğin. Aral o zaman onlara ilan verirdi şimdi her ikisine de ilan vermiyor.

    Kopya Edge’ler veya Game Informer’lar istemiyorum ama o kaliteyi hak ettiğimize inanıyorum. Bunu sağlamak için yazmaya devam. Tekrar teşekkürler.

  9. Murat Korkut on Çarşamba 10, 2010

    Ali ve Hakan’a yorumları için teşekkür ediyorum öncelikle…

    İkisi de maşallah orhun yazıtları gibi metinler dizmişler bizler için ki galiba Ali Bey daha devam edecek, bu kadar uğraşmaları bile benim için çok önemli bir cevap.

    Oyungezer’in farkı buradan geliyor bence. Adamlar ne olursa olsun, yeni blog, -henüz- çok okunanı yoktur demeden bilgilenmek isteyen herkese cevap veriyorlar. İkisi de özür dilemiş bir de imla hataları için :) . Siz bu kadar zahmete girdikten sonra imla hatasını önemsemeyiz merak etmeyin.

    Hengame Blog’unda çalışan arkadaşlarıma katılıyorum. Oyungezer az satıyor demiyorum, ama daha çok satabilir. Görebildiğim kadarıyla yorumları fazlasıyla umursuyorsunuz ve büyük ihtimalle bu derginizin şeklini durumdan duruma değiştirmenize de neden oluyordur. Diğer derginin yaptığı en büyük hata bence bu ve siz sakın bu hataya kapılmayın. Ne olursa olsun, oyunculardan kopmayın. Level Dergisi Genel Yayın Yönetmeni, PCGAMER yazı işleri müdürü veya sıfatınız her ne olursa olsun. Oyunculardan koptuğunuz, -sanırım Hakan yazmıştı bunu- onların oyunlar hakkında heyecanını paylaşmadığınız anda işiniz biter.

    Dergi olarak kalite çizginiz Level ile kıyasladığımda çoooooook daha yüksek. PCGAMER ile zaman zaman yarışabildiğiniz oluyor. Bunun içinde ilk defa sizde olan Assassin’s Creed 2 gibi incelemeleri veya ön izlenim yazılarını arttırmalısınız. Bunun dışında bir şikayetim yok sizden.

    Şimdilik bu kadar ilginiz için teşekkürler tekrar :)

  10. shark_bf_2 (oyungezer.com daki adıyla) on Çarşamba 10, 2010

    Ben Level’ı ister inanın ister inanmayın isminden dolayı almıyorum.Bu bir Türk dergisiyse ismi Türkçe olmalıdır bence.Crysis için de düşüncelerim aynı.Başında 3 Türk bulunan bir oyunun kahramanı neden Amerikan?.Ve ben Amerikan düşmanı biri olduğum için senaryo mudunu sadece 1 kaç bölüm oynayıp nasılmış diye baktım.Multiplayer da hep karşı takımı almaya çalışıyorum.Size abartı gelebilir ama bunu ancak benim düşüncelerime sahip olanlar anlayabilir.Oyungezer’in editörleri ayrıca farklı düşünceleri olduğu için esprilerle eleştiriyorlar oyunları.Bu da ayrı bir güzel.

  11. Ahmet on Çarşamba 10, 2010

    shark_bf_2 madem amerikan düşmanısın ismin niye yabancı?