Peşinen söylemek lazım, Bioware gene yapmış. Oyun müthiş…
Ama yine de topa sert gireceğim.
Aslında Mass Effect 2, değerlendirmesi zor bir oyun. Acımasızca eleştirilebilecek o kadar çok şeyin üstüne “mükemmel bir oyun” değerlendirmesi nasıl yapılabilir ki? Ancak Mass Effect 2 tam olarak bunu başarmakta.
O zaman hadi İlk olarak “bu oyunun türü nedir?” sorusuyla başlayalım. RPG? Yanlış. Bence Mass Effect 2 için iddia edildiği üzere bir RPG demem zor.
Evet, sürükleyici ve etkileyici bir senaryoya sahip…
Evet, ilk oyunda umurumuzda dahi olmayan bazı seçimlerimiz önümüze çıktı… (buna değineceğim)
Evet, yer alan birçok karakterin kendileri ve dialogları da müthiş…
Fakat,
oyunun içinde yaptıklarımız, konuştuklarımızın oyuna etkisi son derece düşük. Hatta hiç yok.
Yani hangi konuşma seçeneklerini seçersek seçelim gene bütün adamları gruba alabiliyoruz. Bütün görevleri (yan görevler ya da ana göreve ait görevler) bitirebiliyoruz. Ve bunlar için bir bedel ödemiyoruz (oyunun son görevi hariç). Hatta Renegade ya da Paragon diyalog seçeneklerini tıkladığımızda diyalogun lehimize sonuçlanacağını zaten bilmekteyiz. Hatta durum o kadar basit ki, sağ üstte verilen diyalog seçeneği iyi ve düşünceli (Paragon), sağ ortadaki ılımlı, ara yol seçenek diyelim, sağ altta ise kötü ve kaba (Renegade) diyalog olarak çıkıyor kaşımıza. Kısaca “kullandığım şu cümle yada diyalog ile acaba başımıza ne gelir, manası nedir?” konusunda hiç kafa yormuyoruz
Ama hadi hakkını yemeyeyim, bu noktada oyunda yer çok iyi etkenlerden biri karşımıza çıkıyor; oyun kitapçığında “söz kesme sistemi” olarak geçen hadise. Bir karakterle diyalog halindeyken oyun bazen bizlere anlık tıklamalarla diyalogları kesip belli hareketler yapma seçeneği sunuyor. Bu ağlayan birisini teselli etmekten bize nutuk çeken kötü adamı camdan aşağıya atmaya kadar Renegade ya da Paragon olarak puan alacağımız hareketler. Açıkçası bir oyunda buna ilk kez rastlamaktayım ve oyunun akışındaki “sinema filmi” havasını pekiştiren bu hareketler hoş, eğlenceli ve oldukça karizmatik. Hem atmosferi olağanüstü derecede etkiliyor, hem de kendinizi gerçekten bir oyun yada film karakteri gibi hissetmemize neden oluyor.
Tam olarak bir RPG diyememe nedenlerimden biri de karakter geliştirme seçenekleri dahi ilk oyuna göre yarı yarıya azalması. Aynı şeye tıklayıp puan vererek hem konuşmamızı daha etkili yapıyor, hem sağlığımızı hem de vuruş gücümüzü arttırıyoruz? Şaka gibi. Hadi geç karakter gelişimini, oyunda bir inventory yok! Yani silahlar, zırhlar, cephaneler ve diğer malzemeleri koyup seçtiğimiz bir yer yok. Hatta bunu biraz açalım.
İlk oyundaki silah çeşitliliğini hatırlayan var mı? Her üreticinin farklı modelleri, cephane ya da upgrade seçenekleri? Hepsini unutun. Artık tek silah almıyoruz, sadece silahlara upgrade satın alıyoruz. 4 çeşit saldırı tüfeği, 4 çeşit shotgun gibi her silah sınıfından birkaç farklı silah var o kadar. Ki onların özelliklerini (statlarını) dahi göremiyoruz. Yani bir silah konusunda “bu X-95, diğeri X-65 idi. Herhalde bu daha iyidir” demekten başka şansımız yok. Cephane upgradeleri ise artık karakterlerin seviye atladıkça puan harcayıp alacağımız sınıf özellikleri. Zırh gelişimleri desen zırh parçalarında yaptığımız ufak değişiklikler. Komple zırh değiştiriyoruz diye bir şey yok.
Bu arada upgrade seçenekleri demişken, artık upgrade planları tüccarlardan satın alınıyor, fakat onları kullanabilmek için gezegenleri ultrason gibi birşeyle tarayıp, maden bulduğumuz yerlere sonda gönderip topladığımız madenleri kullanmalıyız. Eskisi gibi bütün gezegenlere inemiyoruz ve daha kötüsü artık Mako (ilk oyundaki 6 tekerli tankımız) yok! Evet ilk oyunda bazı görevleri tamamlayabilmek için bütün gezegenlerin yüzeylerinde araç sürmek sıkabiliyordu fakat yeni sistem daha sıkıcı.
Silah demişken, ilk oyundaki gibi silahların habire ısınması ve tutukluk yapması (overheat) artık yok. Onun yerine mermilerimiz sınırlı. Evet insanoğlu uzayda ama teknolojimiz gittikçe gerilemekte. Oyunun birçok yerinde çatışma aralarında ölü düşmanlarımızdan düşen cephaneleri arıyoruz (Özellikle Hardcore ve Insaine zorluk derecelerinde), ki tam bir FPS mantığı. Oyuna yeni eklenen “ağır silah” sınıfı konusunda ise oyun cephane olarak o kadar cimri ki, oyunun sonlarında iki nokta haricinde kullanmadım. Oyuna veya oynanışa bir etkisi yok.
Fakat biraz polyannacılık oynarsak bunun iyi yanı ne? İlk oyundaki gibi cesetleri ve etrafı çok didiklemeden sadece aksiyon kısmı ile ilgileniyoruz, oyun daha akıcı bir hale geliyor. Oyun tam bir aksiyon ağırlıklı TPS oluyor.
Hazır konu RPG meselesinden açılmışken şu yukarıdaki cümleme geri dönelim; “Evet, ilk oyunda umurumuzda dahi olmayan bazı seçimlerimiz önümüze çıktı…”. Malum ME 2’nin en çok merak edilen yanı ilk oyunun kayıtlarını (savelerini) yükleyip oyuna ona göre başlayacak ve oyunda bazı gelişmeler ilk oyundaki hareketlerimize göre şekillenecekti. Evet bu var. Oyunun başında ilk oyuna dair saveleri tanıyor ve ilk oyundaki kararlarımız ile hareketlerimiz hiç beklemediğimiz anlarda karşımıza çıkabiliyor. Hatta bazen ilk oyunda o kadar önemsiz gözüken, ufak bazı kararlarımız dahi oyuna yansıtılmış. Ve bunun oyuna etkisi, paha biçilemez. Burada durum sadece devamlılık hissi değil, tüm oyuna yayılan ve sürekli kafanızı kurcalayan bir “acaba gelecek oyunda neleri etkileyecek burada yaptıklarım?” sorusu. Senaryo ve atmosfere yaptığı katkı ise anlatılabilecek gibi değil.
Ama hadi birde buradaki ufak bir eksikliği de es geçmeyelim. Özellikle oyunu bitirip şöyle bir genele baktığımızda, ilk oyundan gelen ve karşımıza çıkan kararların bu oyunda olan olaylara etkisi bir hiç. Yani tüm değişen, toplasan sadece 10 dakikalık diyalog. O da sadece içerik değişiyor, diyalogların vardığı kapı aynı. Örneğin ilk oyunda konseyi kurtarmak yada kurtarmamak, ne kadar büyük bir karar değil mi? Yanlış, kurtarsanız onlarla, kurtarmasanız ise yeni konsey olan insanlarla konuşmalar aynı yere ve sonuca çıkıyor mesela. Tek değişen karşında konuşanın grafik kaplaması. Diğer şeylerse “A, Shepard, beni tanıdın mı?” diye başlayan ve herhangi bir olaya veya sonuca varmayan 2-3 muhabbet.
Yani sadece atmosfere ve senaryoya bir katkı amaçlı bir iş. Fakat bu işi de layığıyla yerine getiriyor. Zaten bu sistem Bioware tarafından daha önce “Knights of the Old Republic” serisinde de uygulanmıştı (orda save taşımak yerine oyunun başında bazı sorulara cevap veriyorduk) ve orda da ME2’de karşılaştığımıza yakın bir etkiyi görmüştük zaten. Ama ME2 bu konuda bayrağı biraz daha ileriye taşımış.
RPG’den dem vurup tabii ki görevlerden bahsetmemek olmaz. Bu noktada görev iskeleti ilk oyunla aynı; ekibi topla, ekiptekilerin geçmişe dair bazı kişisel sorunlarını hallet, son göreve git). Yan görevler ise ilk oyuna göre daha az geldi bana. Koloniler ya da uzay üstlerinde karşımıza çıkan yan görevlerin en uzunu 3 dakikanızı alır. Etrafta gezegenlerde kaynak ararken karşımıza çıkan görevler biraz daha uzun olabiliyor, 8-9 dakika.
Ama her şey senaryoda ve görevde ekibimize katılan karakterlerde bitiyor. Hatta geç ana senaryoyu, sadece ve sadece karakterler ile karakterlerin siz ve diğer karakterler arasındaki diyalogları o kadar güzel işlenmiş ki, ME2’yi bir oyun değil de harika bir bilimkurgu filmi olarak değerlendirmemek elde değil. Oyunu insanlara tavsiye ederken bir bilgisayar oyununu değil, bir kitabı tavsiye ediyormuşum gibi geliyor. Mesela, sizlere belki fazla iddialı bir örnek gibi gelebilir ama oyundaki Geth ırkının (yapay zekalı, robotlardan oluşan bir ırk) sosyolojik ve psikolojik yapısını Asimov dahi takdir ederdi bence. Ki bu sadece bir örnek ve inanın ME2 bunun gibi daha birçok örnekle dolu.
Evet, oyun adeta mükemmel bir film, sadece araya Third Person Shooter öğeleri konmuş bol bol. Sonuç olarak ilk oyuna kıyasla daha iyi bir atmosfer ve daha rafine bir oynanabilirliğin yanı sıra inanılmaz karakterler. Kısaca saydığım onca eksiye rağmen, az sayıdaki artısı o kadar muazzam ki, Mass Effect 2’yi oynamalısınız.
Unutmadan son bir değerlendirme de oyuna çıkan DLC’ler (indirilebilir içerikler) için yapalım. Oyunu aldığınızda içinden bir Cerberus Network şifresi çıkıyor ve siz de bu şifre ile oyuna yeni görevler, takımınıza yeni karakterler ve silah-zırh gibi yeni alet edevat indiriyorsunuz. Şu ana kadar yayınlanan üç içerik (Yeni takım elemanı, birkaç zırh içeren bir paket ve bir görev) ücretsiz yayınlandı. Oyun içi dosyalara bakıldığında takıma katabileceğimiz yeni bir eleman daha gözüküyor ama ne zaman gelir belli değil. Fakat bunlar o kadar ufak ve kısa şeyler katıyor ki oyuna, eğer oyunu bitirmiş ve silmişseniz tekrar oyunu kurmanıza değmeyecek şeyler. Bu da ne yazık ki oyun piyasasında eskisi gibi kapsamlı ek paketler yerlerini küçük DLC’lere bıraktığından beri sürekli karşımıza çıkan bir durum.






İlk oyun da harikaydı, bunun da öyle olduğuna eminim. PC’de mi inceleme yaptınız?
Güzel inceleme, ellerinize sağlık. Bu arada da Sheperd, Fenerbahce’li kaleci Volkan’a da pek benziyor
Evet, incelemede PC versiyonu baz alındı. Fakat XBox 360 versiyonu da kısaca elden geçirildi ve diyebilirim ki aralarında herhangi bir fark bulunmamakta. Bunun başlıca sebebi ise PC’ye çıkan bu sürümlerin gittikçe konsol sistemlerine benzemeye başlaması. Bu durum daha ana menüden karşımıza çıkıyor. Hatta oynanışın daha basit bir hale getirilmesi (örneğin inventory sisteminin terki) oyunun konsol çizgisine kaydığının bir başka işareti olarak yorumlanmalı kanımca.
Zaten günümüz oyunlarının bir çoğu portlanıyor. Sadece kontrolller elden geçiriliyor, ve bilgisayarlara göre optimize ediliyor… Bu da onların bir örneği demek.